Çağımızın illet hastalıklardan birisi de, hiç kuşkusuz ki Fıtık. Çoğu insan Bel fıtığı başta olmak üzere son zamanlarda da boyun fıtığı rahatsızlıkları hayli revaçta.
Sakın ola ki “Sende doktorlukta mı var” demeyin.
Başına gelen bilir.
Sanırım 2-3 yıl önceydi. Kardeşim Zafer’den duymuştum boyun fıtığı rahatsızlığını da, “Şimdilik ağrı kesiciyle idare ediyoruz” demişti.
Yaklaşık 5-6 aydan bu yana da bendeniz aynı sıkıntıların içerisinde buldum kendimi.
Özellikle sosyal medyada “Ameliyatsız çözüm” tekniklerinden bahsedenler o kadar arttı ki, kimin neye inanacağına karar verebilmek bana göre imkansız gibi bir şey.
Kepez Belediyesi’nin Sağlık Merkezi’nde Fizik Tedavi uzmanı Necdet Aras var. Onun tavsiyesiyle 15’er gün olmak üzere 2 program fizik tedaviye gittim.
“Rahatlamadım” desem yalan olur.
Ancak Eski SSK yani Atatürk Devlet Hastanesi Acil servisinde görevli doktor arkadaşım Aydın Toksoy’a anlattım konuyu.
“En güzeli MR çektirmek. Ameliyatlık çözümü de, fizik tedavi olayını da ancak MR sonucu söyleyebilir” dedi randevu aldık.
Randevu verildi.
O gün biraz da vakit geçirmek adına Memurevleri Muhtarı Muhammet Bıcıoğlu’na uğradım. Hoş beş derken Büyükşehir Belediyesi Temizlik İşleri Müdürlüğü’nde çalışan, konuşmalardan o civarda görevli olduğunu anladığım orta yaşlardaki kişi de katıldı aramıza.
Bir ara muhtar ile temizlik görevlisi arasında hararetli bir sohbet geçiyordu ki muhtar bana, “Bak arkadaş ne diyor” demez mi?
“Ne diyor” diye sordum?
“2 aya yakın Uncalı mezarlığında görev yapmış. O süre zarfında mezar taşlarını okumak huy haline gelmiş. Ve ölümlerin 40-65 yaş arasında olduğunu tespit etmiş” demez mi muhtar?
Temizlik görevlisine döndüm o bana bakıyor ben ona.
“Uncalı mezarlığında çok çam ağacı var. Bize o çamlardan dökülen pörçükleri temizleme işini verdiler” diye söze başlayıp devam etti.
“Yaklaşık 2 ay boyunca hem işimizi yaptım hem de mezar taşlarını incelemeye başladım. Dikkat ettim de ölüm yaşlarının %90’ı 40 ile 65 yaş arası olduğunu gördüm” demez mi?
Yahu arkadaş bir iki saat sonra zaten yıllardır mezara girer gibi içine girip cagur cıgır, paltur, kültür gibi yüksek sesler eşliğinde MR çekilen makine ile buluşup boyun fıtığı MR’ımızı çektireceğiz adamın anlattıklarına bakar mısınız?
Zaten MR stresi birçok kişide olduğu gibi bizde de tavan yapmış. Nasıl kabullene bildiysem gaza gelip çekim saati için vakit öldürüyoruz.
Adam resmen piyangodan çıkmıştı.
Aklıma MR şartlarını imzalattıkları ve devamında, “Okudum, anladım, tüm sorumlulukları kabul ediyorum” diye el yazımla yazdırmaları geldi ki.
Elimde olmayarak, “Ana” deyivermişim.
Elimdeki telefondan Google amcama yazdım,
“İnsanların son yıllardaki yaşam süresi” diye.
“Dünyada beklenen yaşam süresi son 15 yılda ortalama 5-7 yaş arttı. Türkiye’de ‘doğuşta beklenen yaşam süresi’ 1950’de 46 yıldı. 2000’de 66 yıl oldu. 2015’te 78 yıla (kadınlarda 80.7, erkeklerde 75.3) çıktı. Bugün Türkiye’de 65 ve üstünde 6 milyon 495 bin 239 kişi yaşıyor. Bu hesaba göre, nüfusumuzun yüzde 8 kadarı 65 yaş üzerinde” ibaresi çıktı.
Sakın kimse yanlış anlamasın. Fani dünyaya kazık çakacak değiliz.
Hele hele iki kuruşluk menfaat uğruna ana-baba-bacı-kardeşini hiçe sayandan hiç değiliz.
Değiliz de, zaten yıllardır var olan MR fobimiz ile resmen kavga içerisindeyken.,
Ve 1-2 saat sonra MR’ımızı çektirmeye gideceğimiz bir süreçte bu bana reva mıdır Allah aşkına?
Temizlik görevlisine dönüp, “Kalk git ya. Git süpürdüğün yerlerde kaç tane ağaç var onları say” dedim muhtar bir kahkaha attı.
“Ya niye o kadar kafaya takıyorsun. Sende MR çekilirken yum gözlerini hayalindeki koyunları say strese girme” dedi.
Şakasına mı söylüyordu yoksa tavsiyede mi bulunuyordu bilemedim.
MR saatim geldi gittim. Ahmet isimli görevliyi görmem söylenmişti. Geldiğimi söyleyip başladım çağrılmayı beklemeye. Beklerken elimde olmayarak da olsa strese girmiştim. Anlattım Ahmet beye. “Ben şu an iyi değilim. Sonra gelsem olmaz mı” diye sordum, “Karar vermişken istersen bir kez daha düşün. Zaten uzun süren bir işlem değil” deyince az da olsa rahatlamış hissettim kendimi.
Girdim tünele. Elime bir panik butonu verdiler bu daha da hoşuma gitti. O meşhur takırtılar, tukurtular derken, “Geçmiş olsun” sesini duydum.
“Hakikaten geçti mi” karşılığı verdim çıktım.
Bitmiş.
Ölüm kolay da ah o stresi çekmek var ya. Başına gelene sorun.
İnsanoğlu istedikten sonra yaşamda çok şey bitiyor.
Ömür dahil.