Türk tarihi açısından baktığımızda bu kelimeye çok aşina bir milletiz.
Ama öncelikle prensibimizi bozmadan bu kelimenin anlamını ve çağrıştırdığı manzarayı yazalım.
Fetret, "iki olay arasında geçen süre" anlamına gelen Arapça kökenli bir sözcüktür.
Bir başka anlamı, “bir şeyin şiddetini kaybedip gevşemesi ve zayıflaması” anlamındaki fütûr mastarından isim olup “zaaf, gevşeme, gücünü ve tesirini kaybetme” manasına gelir.
Tarihçiler fetretten bahsederken ilk olarak Hz. İsa (AS) ile Hz. Muhammed (AS) arasında geçen dönemden bahsederler. İki Peygamber arasında geçen dönemde bilhassa Hz. İsa döneminin etkilerinin zamanla zayıflayıp orijinal anlayışını kaybetmeye yüz tutması süreci anlatılır.
Bu Fetret Hz. Muhammed (AS) gelinceye kadar sürmüştür. Sonrasında yeni bir tadilat, tamirat ve toparlanma süreci başlamıştır. Buradaki konu Allah’ın yeryüzündeki dininin yaşanma süreciyle alakalıdır. Yani dini bir Fetrettir.
Türk tarihi açısından bütün devletlerin yıkılış ve yenisinin kuruluşu arasındaki dönemleri de siyasi ve idari fetret olarak değerlendirilmiştir.
Ara boşluklar yaşanmış ve yeniden bir devletin doğumu süreçleri yaşanmıştır. Önce hüzün ve endişe, ardından da mutluluk ve ümit konusu toplumun içine işlemiştir.
Fetret dönemi, Orta Asya’da ki Türk devletlerinin tarihi süreçteki yıkılış ve kuruluş süreçlerinde de yaşanmıştır ama en belirgin olanı Büyük Selçuklu ve Anadolu Selçuklu Devletlerinin arasındaki zaman, Anadolu Selçuklu imparatorluğu ile Osmanlının kuruluşu ve güçlenmesi dönemi, Ardından 1402-1412 arasında ilk önce Yıldırım Beyazıt ve Timur arasındaki savaşla başlayıp sonrasındaki kardeş kavgalarıyla oluşan ve halkı tedirgin eden bir dönem aklımıza gelir.
Osmanlının Tarih sahnesinden çekilme süreci çok uzun bir süreye yayılmaktadır. Bu süreci de fetret olarak değerlendirmek gerekir. Çünkü o günler öyle karanlıktı ki yarına dair kimsenin ya da çoğunluğun bir fikri ve umudu kalmamış gibiydi.
Ardından bu fetretin bitiminde Türkiye Cumhuriyeti’nin doğumu gerçekleşti. Koskoca çok uluslu, çok dinli ve kıtalara hükmeden bir cihan imparatorluğundan, özüne çekilmiş bir milletin canhıraş mücadelesi ile doğmuş bir devlet. Bir fetret daha bitmişti o zamana göre.
Her olay kendi zamanına göre değerlendirilir. Bugünün ya da çok öncelerin şartlarıyla yapılan değerlendirmeler hiçbir zaman gerçeği yansıtamaz. Sadece ideolojik, sığ ve haksız ithamların yapılması sonucunu doğurur.
Aslında İslam tarihinde de buna benzer bir dönem var. Hz. Muhammed (AS) dan sonra dört halife dönemi, ardından Emevi saltanatı dönemi, onu takip eden Abbasiler ve Abbasîlerden sonrası da bir fetrettir.
Mesela aynı anda iki halife olmuş. İslam devleti dini birliktelik ruhunu kaybetmiş ve aile iktidarları dönemine geçilmiştir. Endülüs Emevilerin (756-1031) son iki yüz yılına da fetret denmelidir. Şöyle ki; Merkezi devlet zayıflamış, güçlü aileler feodal yapılar kurmuş, zaman içerisinde bu yapılar çok kolay bir şekilde savaşlarla sadece yenilmemişler top yekûn yok edilmişlerdir. Bu gün eski Endülüs sadece birkaç dönüştürülmüş yapı ve tarih kitaplarının içinde bulunabilmektedir.
Yani bazen fetretler yeni doğumlara gebeyken, bazen de ölü doğumlarla sonuçlanmış. Dünya tarihinde de sayısız örnekleri bulmak mümkündür.
Şimdiki zamanda hem bizim için hem de dünya milletleri ve devletleri ölçeğinde her bölgeyi hararetlendirerek bir kargaşanın fitilini ateşlemeye hazırlanıyorlar.
Bütün değerlerimiz üzerinde değersizleştirme çalışmaları yapılıyor. Vatanımıza, bayrağımıza, özgürlüğümüze, dinimize değer biçmeye çalışıyorlar. Değerini biçemedikleri zaman da çamur atıp değersizleştirme çalışmalarına hız veriyorlar.
En kötüsü ve tehlikeli olanı ise algıları etkileyip istedikleri yöne çevirebiliyorlar. Dinimizin özünü eklemelerle, hurafelerle, laboratuvar ürünü çalışmalarla örtme çalışmaları hem din düşmanları tarafından hem de bize benzeyenler tarafından yapılmaktadır. Büyük çoğunluğu, etkileme çalışmalarında maalesef başarı da elde ediyorlar.
Bu arada meşhur cambaza bak hikayesindeki gibi halkı uyandırmamak için medya gücüyle her gün sayısız kötü haberle halkın algısını ve düşünme yetisini kilitliyorlar.
Vatan, Bayrak ve özgürlüğümüzü tartışacaklar neredeyse.
Bana göre tam bir fetreti yaşıyoruz. Bu zaman diliminin fetreti de böyle olacakmış.
Tek ilacımız var. Hızlı bir şekilde uyanışa geçmek ve etrafımızda olup biten bütün oyunları deşifre etmektir.
Lütfen Merhum Mehmet Akif Ersoy’un Yüce Türk Milletine armağan ettiği İstiklal Marşının tamamını yavaş yavaş okuyun. Göreceksiniz. O büyük mütefekkir bu yüzyılı ne güzel okumuş ve de ilacının ne olduğunu da yazmış.
Allah’a Emanet Olunuz.
