Her insan aileden, eğitim kurumlarından ve çevresinden öğrendikleriyle karakterini oluşturur. Çoğunlukla bu oluşum bilinçli olmaz. Çünkü bu sonuç çoğu zaman hayatı yaşarken yapılan etkileşimlerin sonucudur.
Yüzyıllar içinde biriktirilen kültürel birikim, dini öğreti ve pratikler nesilden nesile çeşitli yollarla aktarılarak varlığını devam ettirirler.
Ama gelin görün ki son yüzyıl bu kültürel birikimlerin aktarım sisteminde büyük arızalar çıkmaya başladı. Günlük hayatın disiplinleri de çeşitli güzellikleri bozulma sürecine girdi.
Daha önce de defalarca yazdım. İnternet devrimi insanlığın başına gelebilecek en büyük değişim hareketidir. Bütün yerel kültürler, inançlar ve teamüller öncelikle değersizleştirildi. Ardından da boşalan yerlere daha ilginç modeller, davranışlar ve uygulamalar servis edildi.
Başlıklar halinde özetleyecek olursak bireysel hayatlar, aile hayatları, dini hayatlar, ticari sistemler, eğitim sistemi gibi her insanın hayatına değen işlerle bu değişim rüzgarları esmeye başladı.
Şimdi sadece maddeler halinde ve kısaca bu değişim noktalarını yazıyorum ve siz okuyucularımın düşünce dünyasına servis ediyorum.
&&Bireysel hayatlar bencilliğe, duygusuzluğa, menfaat edinmeye uygun bir sürece sokuldu. Adına fırsat denildi. Herkesin hakkı var da senin yok mu denildi. Senin neyin eksik, yeter artık denildi.
Bu şekilde diğerkâmlık dediğimiz empati ahlakıyla insanın arasına mesafe sokuldu. İnsanın burunun dibindekilerle bile ilgilenmesi gereksiz hale getirildi.
&&Aile hayatına gelince, öncelikle geniş aile dönemi sona erdi. Tüketim çılgınlığı neticesinde aile bireylerinin daha çok çalışmaları gerektiği sonucu üretildi.
Moda etkisiyle aile bağları farklı davranışlarla buluşturuldu. Bir eve sığmakta zorlanmaya başlandı. Neticede öncelikle kültür aktarımının en önemli ayağı olan Anne Baba’dan ayrı evlere çıkıldı.
Bu da yetmedi. Popülist evlilikler, kadının ekonomik ve eğitim gücünün eğitimsiz bir şekilde yükseltilmesi küçük aile yapısında yeni bölünmeleri ortaya çıkardı. Hatta bu bölünmeler o kadar hızlandı ki yeni neslin zihninde aile kurumu sorgulanmaya başlandı.
Çılgın harcamalarla yapılan karnaval tipi düğünler, tahammülsüz, merhametsiz, şefkatsiz, sevgisiz evlilikler, sonrasında boşanmalar, erkek aleyhine ezici cezalar ve nafakalar aile kurumunu tartışmalı hale getirdi. En büyük toplumsal tehlike olarak hayatın merkezine yerleşmiş oldu.
&&Dini hayatlar konusu da bu kaostan nasiplendi. Zamana ayak uyduramayan dini uygulamalar ve görüntüler, hayatla kavga eden dini söylemler, İnternet teknolojisini dini söylemleri çıkar amaçlı kullanan oluşumlar hızla çoğaldı. Sosyal ve ekonomik değişimin tam tersi dini söylemlerle din kurumu yıpratıldı.
Bu hengameden en fazla genç nesil etkilendi ve mevcut dini hayatları sorgulamaya başladılar. Bu fırtına hala devam ediyor. Eğer bu kaosa akılcı açıklamalar üretilmezse kısa sürede sosyal hayatın, dini söylem ve kurallarla arası daha da fazla açılmış olacak. Çünkü yeni nesil ikna olmadığı hiçbir fikre evet demiyor.
Ayrıca sekülerizim bütün dünya dinlerini ve de yerel kültürleri hedef almış durumdadır. Yani yaşadıklarımız, küçük bir şehre dönen dünya için tam bir tehdit olmaya başladı. Bu aşamada hiçbir din klasik metotlarla kendisini koruyamaz. Bu çağa ve problemlerine yeni formüller bulmamız gerekiyor.
Dindar görünümlü hayatlarda söylem ve eylem çatışmaları artık gizlenmiyor. Aşikar bir şekilde maddecilik dindarlığın zeminine oturmuş durumdadır.
&&Dünya ticareti kartelleşerek belirli güç odaklarının eline geçmiş durumdadır. Bu sistem banka, borsa, döviz, fon gibi para kapanlarıyla güçlendirilmektedir. Bu kurumlar haktan ve adaletten uzak sadece emeği ve yerel sermayeleri sömürmektedirler. Bu sistemin herhangi bir kutsalı yoktur. Güç ve onu oluşturan para onların yegâne dinidir.
&&Eğitim sistemi sadece öğretime dönüştürülmüş durumdadır. Sistemin eğitici gücü yeni nesli hayata hazırlıyordu. Bu yüzden sistem bütün dünyada sadece öğretim temeline oturtulmuş durumdadır.
Bu sistem güç sahiplerine farklı mesleklerde işe yarayacak insan gücünü hazırlamak üzerine kurgulanmış durumdadır. Hiçbir ülkede ve toplumda yerel kültür değerlerinin yaşamasına izin verilmemektedir.
İşte bir toplumu, bir milleti, bir devleti ayakta tutan direnç ve güç merkezlerini işlevsiz ya da farklı bir içeriğe dönüştüğünde sürüklenilecek yer aslından uzaklaşmak olacaktır. Şu anda da bize bunlar oluyor. Girilen yolda ne milli karakterimizi ne de dini ahlakımızı oluşturan gücümüz bizi koruyacak güçte değildir. Bu bir toplum için çok acı veren bir durumdur.
Bu vesile ile bireysel bir mücadele öncelikli hale gelmiştir. Her bir birey kendi alanını koruyup güçlendirmek bir zorunluluktur. Bu uğurda yapılan her bir mücadele çok kutlu bir çalışmadır.
Kolay gelsin. Allah’a emanet olunuz.
