Yaratıcımız olan Allah’ın insanoğlu gibi üst düzey donanımlı bir canlı için her şeyin temelinde olan büyük bir nimet verdiğini görüyoruz. Aslında her an kullanıyoruz ama bu nimeti bilerek kullananlarımız hiç de çok değil.
Bu nimetin adı zamandır. Onun olmadığı hiçbir an yoktur. Bu cümleyi yazarken bile zaman nimeti sayesinde yazabiliyorum.
Dünya hayatının hatta belki de bütün yaratılan alemlerin işleyişinin temelinde olan şey zamandır.
Bir varlığa anlam yüklemek için de zaman nimetinin olması gerekiyor.
Her söz ve eylem zamanla başlayıp, zamanla bitiyor.
İnsanın bulduğu ya da icat ettiği bütün bilim dallarında en temel unsur yine zamandır.
Mutfakta pişen yemeklerden tarlaya ekilen tohumlara kadar insanın bütün işlerinin temelinde yine zaman vardır.
Şuursuz varlıklar için de zaman işliyor ama insan kadar anlamlı bir yerde durmuyor.
Mesela Allah’ın insanlara Peygamberleriyle gönderdiği kitaplarda zamanla ve zamanlı yaşama emir ve öğütler diğer canlıları bağlamıyor. Sadece sınava tabi olan varlıklardan biri olan insanoğlu için durum tamamen başka olmaktadır.
İnsanoğlu ahiret yurdundaki mekânı için yaratıcısının emir ve yasakları çerçevesinde dikkatli bir hayat yaşamak zorundadır. Bütün bu sınav hallerini zamanın en küçük birimi olan saniyeleri de kullanarak değerlendirmektedir.
Hayata doğum dediğimiz zamanla başlıyoruz. Zamanımız bittiğinde, hayattan koptuğumuz zaman anlıyoruz. Adına da ölüm diyoruz.
İnsanoğlu bununla da kalmamış, geçmiş yılların her anında yaşadıklarını tecrübe hafızasına yazmış ve Allah’ın yıl, ay ve gün isimlerinin zamansal şeklini de ortaya çıkarıp onun da adına takvim koymuştur.
İnsanoğlu bir yılı bitirirken diğerini başlatmıştır. Çünkü zamanda durağanlık ya da gecikme olamaz. Allah onu Güneş gibi temel bir gezegenin yol haritasına saklamıştır. O’nun yol ve hızında ikinci bir emre ‘ki onun adına kıyamet diyoruz’ hiçbir sapma olmaz. Bu durum Allah’ın bu sistemi yarattığında onun işletim sistemine koyduğu kuralıdır.
İşte bütün bu döngünün bir yılını daha bitiriyoruz, yeni bir yıla başlıyoruz. Birden başlamıştık saymaya, şimdi üç yüz altmış beş olmak üzere.
Peki bu takvimin bitmesi midir sadece? Tabi ki de hayır. Her takvimin bitmesi demek biz insana ait olan zamandan bir yılın daha geçmiş olduğu anlamına gelir.
Nasıl ve neye göre yaşamışsak onlarla dolu bir zaman diliminin yaşanmış olduğu anlamındadır. Yani saniyesinin bile geri alınamayacağı bir zamandan bahsediyoruz. Telafisi olmayan bir nimetten bahsediyoruz. İllaki her bir saniyede bir şeyler yapıp ömür tarihimize not alıyoruz. Bu yazıyı yazarken kullandığım her bir kelime için de bir birim zamanı harcadığım gibi.
İster dini hayatımız ister dünyevi yaşamımız açısından olsun, inancımızın gereği sonsuzluk yurdundaki mekânımız için olsun olumlu manada gelişerek yaşamaya devam etmemiz lazımdır. Aksi takdirde zamanın ruhunun gerisinde kalmış oluruz.
Geçmiş olan takvim yılı içerisinde yapıp ettiklerimiz üzerinden ince ince bir değerlendirme yapmak icap eder. Her açıdan kendi denetimimizi kendimiz yapmalıyız. Hem de ayrıntılı bir şekilde.
Kutlanacak güzellikler, hayırlar ve başarılar dolu bir zaman geçirmişsek eğer inancımızın gereği yaratanımıza şükretmemiz lazımdır. İçerisinde inancımıza muhalif eğlence ve kutlamaların olduğu hiçbir hareket bize mutluluk ve huzur getirmeyecektir.
Takvimin bir yılının bitimi ve bir sonraki yılın başlaması gecesinde inancımıza ve kültürümüze ait olmayan içeriklerle zaman geçirmenin masum olabileceği düşüncesi insanın sadece kendisini kandırması şeklinde izah edilebilir.
Her düşünen insanın bildiği gibi kültür dediğimiz şey her toplumun milli ve dini düşünce ve davranış kodlarından oluşur. Yani ithal olan her bir kültür yanında kendi inanç ve davranış kodlarını da getirir. Gittiği toplumu zaman içerisinde kendi lehine dönüştürmeye başlar. En masum olanın bile içerisinde bu tanımdaki tehlike bulunmaktadır.
Herkes yapıyor diye yapılan her bir davranış sadece düşüncesizlik ve şuursuzluk örneğidir. İnsana yakışansa aklını ve şuurunu hiçbir zaman tedavülden çıkarmamasıdır. İşte o zaman etrafında olup bitenlerin ve yapıp ettiklerinin farkına varabilecektir.
Değerli okurlarım, toplumlar ve insanlar için iyi ya da kötü hiçbir değişim tesadüfi değildir. Farkında olarak ya da olmayarak kendi yaptıklarımızdan dolayı değişiriz. Bazen gelişiriz, bazen de başkalaşırız. Geliştiğimizde insani kalitemiz artar. Başkalaştığımızda ise köksüzleşir ve kaybolup gideriz. Başkalaşma işi öz kültür kodlarımızdan uzaklaşmakla olabilmektedir.
Her birinize geçmiş yılımızı akılla muhasebe edebilmeyi dilerken, gelecek yılı da maddi ve manevi olarak daha da güzelleşip zenginleşebileceğiniz planları yapabilmeyi dilerim. Allah ahlaklı ve dürüst olanların yardımcısı olsun.
Hoş olun, Hoşça kalın, Allah’a emanet olun.
