Bundan başka her sefere (yolcu) için beş yufka ekmek, 70 dirhem pişmiş et ve bir mum verilecektir. Bu birinci günü içindir. İkinci ve üçüncü günleri için de sabahleyin birer yufka ile pirinç çorbası, 70 dirhem pişmiş et, akşamlar için buğday çorbası ile dâne denilen yemekle beraber beş yufka ile pişmiş et verilecektir.
Şart-ı vâkıfa (vakfedenin şartına) göre misafir hanesine gelen misafirin men olunmayacak ve üç günden fazla ikamet ettirilmeyecektir. Pişirilen yemeklerden nâzır, mütevelli, hatib, huffâz, (hafızlar) kârî eczâdan mâada (başka) bütün hudemâ (hizmetkârlar) yer ve artan yemekler imaret şeyhinin (idarecisinin) tensibiyle fukaraya dağıtılacak.
Yine şart-ı vâkıfa (vakfedenin şartına) göre burada olan ekyâl (kileler) ve okkalardan maksat İstanbul kile ve okkalar olup Antalya kile ve okkaları değildir. Vâkıf (vakfeden) merhum diyor ki: Lâ yezâdü’l-vezâifü min ta’yîni’l-vâkıfi ve lâ yunkasu ve lâ yemüddeti’l-cihâtü fe-men zâde ev enkasa ev ehaddet fallâhu müâhızühü ve mutâlibuhu bi-zulmihi fî dâri’l-karâri yevme lâ yenfe’u’z-zâlimîne ma’ziretühüm ve lehümü’l-la’netü ve lehüm sûü’d-dâr. (Vakfedenin tayin ettiği vazifeler ziyade olmaz ve noksanlaşmaz ve başka yönleri içine almaz, kim ziyadeleştirir veya noksanlaştırır veya sınırlarsa Allah onu sorumlu tutar, zulmü ile onu ahirette, zalimlerin mazeretlerinin fayda vermediği günde muhakeme eder, onların üzerine lanet olsun ve onlara ne kötü bir yer vardır.)
Vâkıf merhumun hâl-i hayatında (hayatta iken) dokuz yüz yetmiş iki senesinin Muharrem’inde dokuz bin dirhem gümüş vakfetmiştir. Bu meblağı mülkünden bi’l-ihrac (çıkararak) mütevelli Kethüdâ Mehmed bin Ali’ye teslim etmiştir. Mütevelli rubhundan (kârından) olmak üzere maaş-i seneviyesi (senelik maaşı) 350 dirhem, İstanos’da (Korkuteli’nde) vâki Cami-‘i Kebîr önünde vâkıf-i merhumun (vakfeden merhumun) yaptırdığı şadırvanın tamiri için 350 dirhem fazla parası bu su yolunun tamiri içindir. Kezâ 973 senesinin Cemaziyelâhirinde Kur’ân’dan iki cüz kıraati için ve yemek pişirmek için 300 dirhem gümüş vakf-ı merkuma (adı geçen vakfa) nezâret hasebiye ile Kur’ân’dan bir cüz Mevlânâ Veli Halife ibni Torak ve diğer cüzü Mevlana Musa Halife ibni Mustafa’nın ber-hayat bulundukları evlerinde kıraatını ve hasıl olan ecir ve mesûbâtı Kethüda ile kendisine 330 dirhem vazife-i muayyene sahibi Ali Kethüdâ’nın ruhuna ihdâ (hediye) edilecek. Vefatlarına cüz’eyn-i mezkûreyni (zikri geçen iki cüz) sabah namazından sonra vâkıf-ı merhumun câmi-‘i şerifinde okumak şartıyle Antalya hâkiminin reyine müfavvızdır (görüş ve kararına göredir).
Evkâf-ı merhumun (merhumun vakıflarının) nezâreti ber-hayat bulundukça Mevlânâ Hârun Bey’e ait olduğu şart-ı vâkıftandır. Kendisine 20 dirhem verilecek ve vefatından sonra meblağ-ı mezkûr vakfın rakabesine (korunmasına) sarf olunacak. Tevliyyet, kitâbet, cibâbet ve sâir cihât aslah utekâsına ve ba’de istihkâk hizmetlerine göre neslen ba’de neslin (nesilden nesile) tevcihi ve inkıraz ederlerse Antalya hâkiminin şer’an reyine mufevvız olduğu şart-ı vâkıftandır.
Vakıfnâme Cemaziyelûlâ evâhirinde (sonlarında) ve 982 senesinde yazılmıştır. Nihayetinde âtideki şuhûd (aşağıdaki şahitler) gösterilmektedir:
Hüdâverdi Kethüdâ bin Abdullah, Veli Ağa bin Abdullah, Ömer Çelebi ibni Ali Çelebi kâtibü’d-defter, Mehmed Kethüdâ ibni Ali ez-Za’îm, Nebi Çelebi ibni Sinan Bey kâtib-i defter, Kisvân ibni Abdullah, Piyâle Ağa ibni Abdullah ez-Za’îm, Cağfer Ağa ibni Abdullah ez-Za’îm, Rıdvan Ağa ibni Abdullah ez-Za’îm, Receb Ağa Cârullah ez-Za’îm, Hasan Keyhüdâ ibni Abdullah ez-Za’îm, el-Mütevelli Ali vakf-i Mahmud Ağa eş-şehîr bi-kapı ağası, Piyâle bin Abdullah, Şarkî Subaşı ibni’z-Za’îm, Hasan Ağa bin Abdullah reîsü’t-tabbâhîn, Gazanfer ibni Abdaullah es-Selâmî
Vakıfnâmede görüldüğü üzere gerek câmi ve gerek imaret için her şey etraflıca düşünülmüş ve tablo da mâhirâne bir sûrette tertib edilmiştir. Böyle olmakla beraber hâl-i hazırda evâmir-i vâkıftan hemen hiçbirine riâyet edilmiyor. İstanos’daki (Korkuteli’ndeki) şadırvandan, Antalya’daki muntazam imarethaneden bir eser kalmadığı gibi mevkilerini tayin edebilecek bir şahsa tesadüf edilemediğine bakılırsa bunlar çoktan mahv ü munkariz olduğuna hükmetmek lazım gelir ki bu hal ne kadar şâyân-ı teessüftür.
Bu câmi-‘i şerifin bânisi “Kuyucu Murad Paşa” olsa gerek. Çünkü vakıfnâmede mezkûr olan tarihlerde Karaman valiliğinde bulunmuş Murad Paşa isminde diğer bir zâta ne Sicill-i Osmânî ve ne de Kâmûs-i Alâm vesair tarih kitaplarında tesadüf edilmiyor.
Kuyucu Murad Paşa hakkında Kâmûs-i Âlâm diyor ki: Murad Paşa Hırvadiyü’l-asıldır (Hırvat asıllıdır). İbtidâ (başlangıçta) harem-i hümâyunda terbiye olunarak 965’de Mısır valisi Mahmud Paşa’ya Kethüdâ olmuş ve 975’de vüzerâ-yı Mısır silkine iltihak edip 979’da Sinan Paşa maiyyetinde Yemen fethinde bulunarak iki sene kadar Yemen Beylerbeyi’si olmuştur. 981’de Karahisar şarkî sancağına nasb olunup (tayin edilip) sonra Diyarbekir valiliğinde bulunmuş ve İran seferinde Karaman ili valisi iken orduya iltihak etmiş ve bir zaman sonra Kıbrıs, Haleb, Diyarbekir eyaletlerine nasb olunmuş (tayin edilmiş) idi. Macar seferinde bulunmuş, 1015’de ordu-yu hümayuna serdar (komutan) olmuş ve bu sene mesned-i sadârete (sadrazamlık makamına) geçmiştir. Bunu müteakip Anadolu ve Arabistan’da zuhur eden Kızılbaş, Canbulatzâde avanesini tenkil etmiş (ibretlik cezalarını vermiş) 1017’de otuz bin kişi ile zuhur eden Kalender takımını tenkil ve İran seferini kazanmıştır. Naîmâ’ya göre 1020’de dâr-ı âhirete rıhlet etmiştir.
Anadolu’da 60-100 bin şaki tepeleyip kuyulara lâşelerini (leşlerini) doldurduğu için “Kuyucu” ismini kazandığı rivayet edilen bu Murad Paşa için Kürdistan tarihinde diyor ki: 993 der în-i sâl Murad Paşa emîr-i mîrân Karaman-râ ki bâ esb-i der-çâh-i üftâde bûd ve bâ çend-i nefer zümerâ ve a’yân esîr u destgîr girde çenânça çend-i nefer ez Kızılbâşân bi-vâsıtı şeb târîk-i hod zîr rencer arâbezâde ez esb-i üftâde arâbe cenân seraz ten îşân cüdâ kerdend.
İşbu Murad Paşa Câmi-‘i şerifin minaresi bir şerefeli iken meşref (şerefe yeri) harab olmuş ve 1332 sene-i rûmisinde (1916) iki şerefeli olarak müceddeden (yenilenerek) inşâ olunmuştur.
Süleyman Fikri Erten, Antalya Livası Tarihi, Matbaa-i Âmire, İstanbul, 1338/1919, s. 96-99.
