Ferâiz-i diniyyeden (Allah’ın emirlerinden) yalnız Kurban Bayramı namazını kılarlar. Ve koç olmak şartıyla kurban keserler. Diğer ferâiz (farzları) ve teklîfât-ı diniyyeyi (dinin gerektirdiği yükümlülükleri) tanımazlar. Allah ve Peygamber hususunda ekserisi hiçbir fikre sahip değildir. Mukaddema (Önceden) her sene bilhassa İzmir vilayetindeki Bornova nahiyesinin Narlı ve Naldöken karyelerinde 150-200 haneden ibaret bir kabileden olmak üzere başında beyaz yünden on iki dilimli, sivri külahlı ve siyaha yakın yeşil sarıklı ve kulaklarda meşin küpeli ve sakalı karmakarışık Hayderî cübbeli dervişler gelerek âyin ve vâcibât-ı diniyyelerini telkin ederler ve bunlara “Dede” ünvanını verirlerdi. Kadın erkek umum Tahtacılar bu ailenin tazyik ve inhisarında (baskısı ve tekelinde) idiler. Bütün felaketlerinin müsebbibi işte bunlardır. Kendileri fevkalade ketum olduğundan halk beyninde (arasında) itikatları hususunda birtakım garip rivâyât vardır. Filhakika sırrı muhafazaya hayatları bahasına ahd üpeyman (söz ve yemin) etmişlerdir. Tahtacıların esrarını fâş eden (açığa çıkaran) efradı (kişileri) idam ederler. Hükm-i idam dedenin riyasetinde ve herbiri bir hizmet-i mahsusa (özel hizmet) sahibi on kişiden ibaret bir heyet tarafından veriliyor. Gelen dervişler kendilerine en mühim olarak ber-vechi âti (aşağıda geleceği üzere) cümleyi telkin etmektedir ki bu âdeta onlarca bir nass (tartışılmaz hüküm) hükmündedir: “Sırrı sıredenin demine Hû. Sırrı fâş edenin ervâhına yuf.”
Tahtacılara mensup olup Sünni Türklerden biri tarafından nikâh olunan bir kadının bu zâta ifşâatına ve bu zâtın bazı merasimde bizzat meşhudu olup (gözüyle görüp) hikaye ettiğine nazaran birçok hükümlerin masdarı ve icraat menbaı (ortaya çıkışı ve icraat kaynağı) bu meşhur heyetin mürekkep bulunduğu on iki âzânın isimleri ber-vechi âtidir (aşağıdaki gibidir):
1.Mürebbi: Dede vekili demektir. Dede bulunmadığı zaman heyete riyâset eder ve cezalarını tayin ve icra eder. 2. Görücü: Tahtacılar kabailine (kabilelerine) mensup efradın oba dahil ve haricinde kabahatlerini araştırır ve Mürebbi’ye haber verir. 3. Ayakçı: İctima anlarında efrada vakit ve mahall-i içtimaı (toplantı yerini) haber verir. 4. Sazende: Cemiyette gerek erkek ve gerek kadınlar raks ederken saz çalar. 5. Carcı: Her içtima ve oyun hitamında hâdis olan (ortaya dökülen) günahları temizlemek için oyun ve içtima mahallini süpürür. 6. Meydancı: Oyun oynanan mahalli muhafaza eder âdeta bekçi demektir. 7. Kurbancı: İki erkek birbirinin musahibi (Alevilikte kardeş sayılan iki kişi) olduktan sonra ve “Sema’ çıkarmak” dedikleri sağ ve sol ellerini mütemadiyen salladıktan ve bunların kurbanını kabul ve zebh ettikten (boğazladıktan) sonra haziruna yedirene denir. 8. Rehber: Bunun vazifesi yalnız esnâ-yı nikâhta erkek ve kadını Dede’ye götürerek secde ettirmektir. 9. Sâkî: İçilecek meşrubatı dağıtır. Sâkîlikte gençlik ihtiyarlık aranmaz. 10. Nezaretçi: Âyin esnasında hariçten bir kimse esrâra vakıf olmamak için o sırada terassud eden (gözetleyen) kimseye denir. 11. Hizmetçi: Gerek âyin esnâsında ve gerekse sâir zamanlarda toplanan mahallin ufak tefek hizmetlerini ve bilhassa Dede’nin hususi hizmetlerini ifaya memurdur. 12. İzmir’de mâre’z-zikr (daha önce geçtiği üzere) ailelerden gelen ve Tahtacıları taht-ı inhisarda (tekelinde) bulunduran reisdir ki bu mıntıkaya gelenlerin isimleri: Seyyar, Rıza, Haydar, Hasan, Vebil, Hızır ve Murtaza nâmındaki eşhasdır (şahıslardır).
Bu dervişlerin vürudunda (gelişinde) Tahtacılar bayram günü ihzaratta (hazırlıklarda) bulunup rakılar celp ederler (getiriler). Baba ve Efendi dedikleri bu dervişler kendilerinden olan ahaliyi meclislerine sokarak kadın erkek birlikte ayş u nûş (yeme içme) ile emrar-ı evkat ederler (vakit geçirirler). Bu devişler Tahtacıların malumu olan birtakım işarât ve îmalı kelimât ile ilim ve derecesini izhar ettikten sonra saz çalınarak işret edilerek (içki içilerek) âyin-i cem icra eylemek ve Tahtacılar beynindeki (arasındaki) deavayı (davaları) hall ü fasletmek (halledip bitirmek) ve ceza-yı nakdi (nakit cezayı) alarak günahkârları affetmek gibi harekâtta bulunurlar. Âyin-i ceme, evlenmemiş olan erkek ve kadının girmesi memnudur (yasaktır). Tahtacılar bu dervişlere o derece kapılırlar ki bütün servet-i mevcudasını (malını mülkünü) feda etmekten çekinmezler. Bunlarca menâhi (yasaklar): Zemm ve gıybet etmemek, yalan söylememek, hakk-ı gayre (başkasının hakkına) taarruz eylememek gibi hakikaten ahlâken de menhi ahvalleri (yasak halleri) var ise de bu Tahtacıların en büyük cürmü: bir tahtacı kadının Sünni bir adamla münasebet-i gayr-i meşruda (evlilik dışı münasebette) bulunmasıdır. Cebren (zorla) bile bu hal vaki olsa o kadını cemiyetlerinden tard eylemek (kovmak) ve hükümetçe duyulmasından korkmazlarsa imha eylemek (yok etmek) suretleriyle cezalandırırlar. (Devamı var)
Antalya Türk Ocağı Tarihi Encümeni Reisi ve Müze Müdürü Süleyman Fikri, “Teke Vilayetinde Tahtacılar”, Türk Yurdu Mecmuası, Mayıs 1927, cilt 5, numara 29, s. 481-82.
