İnsan hayatının başından sonuna kadar bir şeyleri hayal eder. Kimisi bu hayalleri için çaba gösterip peşinden koşar, kimisi de olduğu yerde sayarak kendisine gelmesini bekler hatta kimileri de sadece hayal etmeyi sever. Herkesin olmak istediği bir yer, bir kişi, bir iş veya bir şeyler vardır. Ama herkes istediği yerde olamaz. Mesela birçoğumuza, çocukken, “İleride ne olmak istiyorsun?” Diye sorulduğunda verdiğimiz heyecanlı cevaplar, zamanla hüzünlü hayallere dönüşmüştür. Çünkü büyük oranda akademik gelişime önem verilmez. Bunu idrak ettiğimiz zamanda da iş işten çoktan geçmiş olur.
Şahsen ben birçok şey hayal etmiştim. En başta gelenleri de havalı bir sporcu veya bir savaş uçağı pilotu olmaktı. Ne yazık ki her şey istediğiniz gibi gitmiyor. Hayal ettiğiniz şeyler için ne kadar çabaladığınız, ne yiyip ne içtiğiniz, ne söyleyip ne duyduğunuz bile önemlidir. Kısacası hayal edilen için ekstra özen göstermek zorundayız. Bunca kalabalığın içerisinde bir yarıştayız ve bu yarışta birisi üç feda ediyorsa, biz beş feda etmeliyiz. Herkes hayal eder ama herkes gerçekleştiremez.
Hayalimizdeki işin yanı sıra, başka insanların yerinde olma isteği de vardır. Çünkü insan olarak görüp özendiğimiz birçok şey var. Başkalarının yaşantılarına bakıp, kendimizle kıyaslarız. Lüks villalar, son model arabalar veya başkaları gibi huzurlu ve mutlu bir hayat isteriz. İsteklerin bitmeyeceği bir davranıştır bu.
Neden? Derseniz eğer.
Çünkü bugün bir villanız olsa yarın daha iyi bir yerde veya daha lüks bir villa istersiniz. Bu diğer örnekler için de geçerlidir. İnsanın sahip olmak istediği nokta her zaman bir üstüdür. Bu nedenle çevremizde bu hırsa yenik düşerek elindekileri kaybedenleri de görürüz, şansı yaver gidip başaranları da. Ama hep bir üstünü hedefleme duygusundan asla vazgeçmeyiz. Benim tavsiyem elimizdekilerin kıymetini bilmektir. Başkalarıyla kendimizi kıyaslamaktan vazgeçersek bu durumdan kurtulabiliriz.
