Uzun zamandır dikkat ettiğim fakat bir türlü kaleme almadığım bir konu hakkında konuşmak istiyorum.
Türkiye’de büyük bir kesimin çalışma koşulları ciddi manada zorlayıcı durumda. Neredeyse bir günün yarısını ağır şartlarda çalışarak geçiren çok sayıda vatandaşımız var. Bu sebeple hayatlarında kendilerine ayırabilecekleri zaman yok denecek kadar az. Güneş doğmadan işe giden, güneş batarken veya battıktan sonra evine giren bu insanlar doğal olarak hiçbir şey yapmaya enerji bulamıyor.
İnsanların çalıştıkça hayat standartlarının yükselmesi, bir şeylere sahip olması ve düzen oluşturması beklenen bir durumdur. Ama son dönemlerde yaşanan bu maddi dengesizlik insanların manevi dengelerini de alt üst ederek, stresli, mutsuz ve umutsuz insanların sayısını artırdı. İnsanların temel ihtiyaçlara ulaşmakta yaşadığı zor durumlar da buna en büyük örnektir. Büyük bir kesimin yaşadığı bu sıkıntının da ‘orta sınıf’ kavramının olmaması nedeniyle ortaya çıktığı kanaatindeyim. Görünen köye kılavuz arayan kesimden kişiler de tüm gerçeklere rağmen, bu insanların neden batılı insanlar gibi iş çıkışı aktivitelerinde bulunmadığını soruyorlar.
Bu soruyu soran kesime benimde bir sorum olacak. Sizler hiç toplu taşıma araçlarını insanların iş çıkış saatinde kullandınız mı? Yakın geçmişte veya bugün hiçbir önemi yok.
Eğer kullandıysanız zaten biliyorsunuzdur ama yine de bahsetmek isterim. Çocukluğumda tramvay veya otobüslere bindiğimde insanlar birbiriyle sohbet eder, eğlenceli durumlarda şakalaşırlardı. Şimdilerde bu insanların, yüzüne baktığımda (eğer uyumuyorsa) stresi, yorgunluğu, gözlerindeki umutsuzluğu görüyorum ve tek istediklerinin de bir an önce eve gidip uyumak olduğunu düşünüyorum. Kimsenin kimseye tahammül edemediği, birbiriyle diyalog kurmayan, tamamen robotlaştırılmış insanlar. Çok yazık.
Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi insanların sağlıklı, diyalog içerisinde, kendine vakit ayırarak, geçinmek ve hayatta kalmak gibi sıkıntılar çekmediği bir hayatları olması gerekiyor. Kendilerini mutlu edebilecek ve sağlıklı yaşayabilecek kazançlar elde ederek, insani şartlar altında çalışmaları da.
Bir ulusun ayakta ve kendine yetebilir durumda olması vatandaşlarının refah seviyesine bağlı olarak değişkenlik gösterir. Ben istiyorum ki ülkemiz bu konuda yeni gelişmelere imza atarak vatandaşını bu hastalıklı dönemden kurtarsın. Her insanın ihtiyacı olan ve lüks sayılmaması gereken bir durumdan bahsettiğimi düşünüyorum. Umarım ki her insan hak ettiği ve hayal ettiği hayatı yaşayacağı fırsatlar bulur.
