Prof.Dr. Niddersan Acoh'un salgın hastalık analizi!
Reklam
Orhan Özçatalbaş

Orhan Özçatalbaş

Prof.Dr. Niddersan Acoh'un salgın hastalık analizi!

14 Nisan 2020 - 21:52

On üçüncü yüzyılda yaşamış olan Prof.Dr. Niddersan Acoh üniversite öğrenimi sonrası toplumla ilişkilerini hep sıcak tutmuş, hayatını sahip olduğu bilgi birikimini topluma aktarmak ve öğretmek üzerine inşa etmiş bir bilge insan ve akil bir kişilik. Kuşkusuz bıraktığı eserlerden hala öğrenecek çok şey var ve okudukça, okunanlar üzerine düşündükçe, öğrenecek ne kadar çok şey olduğu anlaşılacak ve insanlık bu değeri fark etmeye devam edecek…

 

Tarihte Salgın Hastalıklar

Tarih sadece güzellikleri yazmaz, kötüyü de fırsatı ve tehditleri de yazar. Hep düşünmüşümdür! Neden toplumlar yükselirler ve sonra düşüşe geçerler, diye. Öyle ki insanlık ve insan hayatını tehdit eden insan kaynaklı savaşlar veya tabii afetler hep olagelmiştir. Milattan öncesi dönemlerden itibaren ve halen yaşandığı gibi, bazen yüzyılda bir, bazen daha kısa veya uzun süreler de insanlık hep tehditle karşılaşmıştır.

Tabii afet çerçevesinde “her bir insanın, her bir hayatın bir dünya” olduğunu göz ardı etmeden dünyada yaşanan salgın hastalıklara bir göz atalım. Tarihi kayıtlar bazı salgınlarda milyondan fazla insan hayatının sonlanmasına yol açan 10 kadar salgın yaşandığına işaret ediyor ve bu salgınlarda neredeyse 300 milyon hayatın kaybedildiği ifade ediliyor. Halen yaşamakta olduğumuz Koronavirüs salgınıysa modern çağın bir bakıma vebası olarak somut ve soyut, maddi ve manevi her alanda tartışma zemini oluşturarak ve derin izler bırakarak düşünülemeyen, düşünülmek istenmeyen boyutlarıyla fizik ve zihin dünyamızda ilerliyor. Tam da küresel kültürün zorlamasıyla insanlık değerlerinin rafa kaldırılmak üzere olduğu düşünülürken, yeniden insan olmayı kavramak, hayatı anlamlaştırmak, kendine rol tanımlamak, rolün gereğini kendi iç tatminini bir kenara bırakarak başkaları için yerine getirmek, fizik dünyanın kendi kontrolü dışında olduğunu fark ederek yaşamdan haz almak, şükretmek, aslına dönmek, mânâyı yakalamak gibi pek çok konu birden bire, gündeminde olmayanların da gündemine düşmüş görünüyor. Bunun, insanlığın geleceği için önemli ve anlamlı sonuçlar doğuracağını görmek, en azından ümit etmek gerekiyor.

 

 

Niddersan Acoh’un Salgına Bakışı

Fark edileceği gibi Niddersan Acoh, sağdan sola okunduğunda Nasreddin Hoca’ya karşılık geliyor. Başlıkta böyle bir yaklaşım izlemek Bilge insan Nasreddin Hoca’ya farklı bir açıdan dikkat çekmek istememiz, nedeniyledir.

Nasreddin Hoca’mız  13. Yüzyılda Anadolu Selçukluları döneminin tasavvuf merkezlerinden olan Akşehir’de yaşamış,  Sivrihisar'da üniversite/medresede eğitim görmüş bilge ve akil bir kişilik.

Hoca Nasreddin gülmeyip güldürür, güldürürken ders verir, dersi alacak olanın kişilik analizini yapar ve kişiye özel doğru öğretim tekniklerini kullanarak nüktedan ifadelerle karşısındakine yükleyen bir deha. Günümüz dünyasında böyle bir akademik kişilik yok gibi…

 

Nasreddin Hoca’nın Analizi

Nasreddin Hoca salgın bir hastalık dönemini yaşamaktadır. İnsanlar, bulaşan ve hızla yayılan bu hastalık karşısında ne yapacağını bilemezler. Hoca gereken uyarıları yapmıştır, avluya çıkınca “etrafta ne var, ne yok bir bakayım!” diye bahçe kapısını açar açmaz, kendisini gören bir grup insanın koşarak kendisine geldiğini görür ve kapısını hızla kapatır.

 

Gelenler, heyecanla; “Hocam ne oldu? hani sen bizi sever, bizim için Timur’un huzuruna bile  çıkardın, şimdi ne oldu? Aramızdan kara kedi de geçmedi ya!” diye gülerler!

Nasreddin Hoca, kendinden emin şekilde avludan seslenir: “Sizi sevdiğim için kapıyı kapattım, lakin sizin beni sevmediğinizi de fark ettim. Bu ne haldir böyle, size dün seslendim, uyardım; Uzak coğrafyalarda çıkmış bir hastalık koşarak üzerimize geliyor, şimdilerde Akşehir’i Karaşehir yapmak için fırsat kolluyor. Bu hastalık etmeni bir vürüs ve Corona ailesinden geliyor ve mutasyon geçirdiği için şimdiki adı Covid-19. Covid kişi, makam, ün ünvan ayırt etmiyor, ayrıca vücuda temas ettiği her vücudun dayanıklılığına göre davranıyor. Bu virüs akıllı! sanmayın ki gözle görünmeyecek kadar küçük benim gibi bir aslana bir şey yapmaz, yapamaz. Virüs varlığını devam ettirmek için yeni yol yöntemler buluyor, değişiyor ve sayısını artırarak yayılmayı, daha çok bedeni hasta ederek koşmayı marifet biliyor. Kendini hayatta tutmak için, ulaştığı canlıyı yani insanı kontrolüne alıyor, nefesini kesiyor, nefes almak mümkün olmuyor. Hey ahali, bu virüs  Covid iken dikkat etmezseniz, çoğalmasına izin verirseniz bakarsınız Movid olur, çok daha hızla insan hayatını tehdit edebilir. Şimdi daha önce duyurduğum gibi birbirinizden uzak durun, evinize gidin, bağda, bahçede, tarlada çiftçiliğe devam edin. Ancak birbirinize yaklaşmadan faaliyetleri yapın, hem de eskisinden daha dikkatli şekilde her girdiyi ne bir ölçü fazla ne bir ölçü eksik, miktarınca kullanın, bir bardak su yerine üç bardak su vermeyin, suyu iktisatlı kullanın, unutmayın salgın bizim alacağımız tedbirlerle kontrol altına alınabilir, yoksa uzun sürer, üretim yapacak sağlıklı insan kalmaz ve ambarlardaki buğdaylar tükenir, demek ki şimdi gelecekte neyle karşılaşacağımızı bilemediğimiz için en yüksek verimi almak zamanıdır, buna göre uygulamalar yapın, davranın. Üretirken bir damla suyu, hasat yaparken ise bir buğday danesini heba etmeyin. Halen Dünya’da bir Gıda ve Tarım Örgütü kurulmamış olsa da artan nüfus artan gıda talebi demektir. Bir dünya devleti olarak biz Büyük Selçuklular toprağımızı kadim birikimimizle hak ve adaletli olarak pay etmek yanında verimli işleten çiftçilere veririz. Demek ki, salgın hastalıkla mücadele etmek için kendimizi koruyacağız, yapmamız gereken işleri hakkıyla yerine getireceğiz.”

Ahali bu uyarılar karşısında birbirlerine dönerek bakışırlar “Hoca haklı bize daha önce de söylemişti, lakin “bir şey olmaz, konuşun, yürüyün, koşun!” diye elinde sopasıyla sokak sokak dolaşan “dedikoducu matrak kedinin (bugünkü ifadesiyle sosyal medya)” hep yaptığını yine yaptığını fark edememişiz, idrak edememişiz!” der gibi bakarlar ve Nasreddin Hoca’ya ya anladık hocam “Kazan Doğurmaz!” diyerek sevgi gösterisinde bulunurlar. 

Nasreddin Hoca ise; kapıyı hafifçe aralayıp: “Kıymetli dostlarım bilirsiniz, benim gönül kapım hep açıktır. Şöyle bir bakın etrafınıza gönülden bana bağlı olanlar, gönül gözüyle olaylara bakanlar aranızda yok!  Onlar için aramızda, birbirleri arasında kapı yoktur, şifreye ihtiyaç duymazlar, engelsiz (kablosuz) bağlanırlar, yani hep çevrimiçidirler, benim gönlümün içimdedirler, gönlümdedirler.

Kalabalıktan biri Hocam o çevrimiçi(online) de ne ola ki? Diye seslenir.

Hoca:“Evlat kalpten kalbe bir yol vardır, yolda ilerleyen mânâdır, mânâ sevgi yüklüyse insanın ruh iklimini güzelleştirir, direncini artırır, mikroplara karşı vücut savunmasını artırır. Esas olan yan yana gelmek değil, mânâları müşterek kılmaktır. Mânâ aktarımı içinse göze, kulağa, burna, ele, dile ihtiyaç yoktur.  Gelin çevrimiçi kalalım, gönlümüzde sevgi ve dostluğu büyütelim, bunun için okuyalım öğrenelim, çalışalım ama Evde Kalalım, sağlıcakla kalalım…” der.

Ahali çevrimiçi kalmanın fiziken olsa da  gönülde olmaya engel olmadığını fark ederek evlerine dönerler…

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar