Bir insanın veya bir toplumun diğerleri üzerine böyle bir cümle kurduğunu duyduğumuzda ortada ciddi bir problem var demektir. Toplumu oluşturan insanların bir kısmı diğerlerine zulmediyor, haksızlık ediyor diyebiliriz.
Kendilerinin kötülere göre iyi olduğunu iddia edenlerin bir kısmı bana ne derken diğer bir kısmı da kötülüğü ve kötüleri ıslah etmenin bir görev olduğu inancında olabilirler.
Aslında kötülükten ve kötüden aklı başında hiçbir insan hoşlanmaz.
İş bazen de dini bir temelden yola çıkarak toplumların yukarıda kurduğum cümle etrafında kümelendiklerini de görebiliyoruz. Bana neciler ve üzerlerine vazife edinenler.
Bir de modern toplumların devlet şemsiyesi altında hukuk ve kanunlar zemininde kötüler ve kötülüklerle ya da dini terminolojiyle söylersek haram ve haramzadelerle mücadele yöntemleri ortaya çıkmaktadır.
Burada iki ana gurup ıslah çalışması yapmaktadır:
1-Kuran’ın ve onun öğretmeni olan Peygamberimizin tebliği metodunu benimseyenlerin mücadeleleridir. Bu gurupta cebri ya da tehdit içeren, utandırılan, hakaret edilen, aşağılanan ve benzeri davranış modelleri görülmez. Kuran’ın dediği gibi sadece uygun bir dille tebliği edilir, davet edilir, nasihat edilir. İnsanların iman ve küfür konusunda özgür iradelerini kullanmalarına saygı duyulur.
Bunun yanında söz ve eylemlerle iyilik ve helal yollarla yaşayarak örnek olunur ki bu olmadan şahısların kesinlikle tebliğ ve nasihat çalışması ya da konuşması yapmamaları lazımdır. Aksi takdirde kaş yaparken nice gözler çıkarılır ki bu durumun telafisi çok daha zordur.
2-Bir diğer yöntem ise devlet gücü ve benzeri güçleri filtresiz bir şekilde baskı aracı olarak kullanarak insanları zorla iyi ya da dindar yapma mücadelesidir. Haramları güç kullanarak yok edebilen ve bu durumu sürdürülebilir bir şekilde devam ettirebilen bir toplum bugüne kadar tarihte olmamıştır.
Kısa süreli korku ve baskı kullanarak insanların iradelerini ve hürriyetleri kontrol altına alınabilir. Haramlara ulaşmak engellenebilir, toplumda bir huzur bile hissedilebilir. Ama bu durum eğitimle ve iyilik diliyle halledilmediği için insanoğlu illaki haramlara ulaşmanın ve bunu gizli gizli yapmanın bir yolunu bulacaktır.
Peygamberimizin güçlü bir yapı oluşturmaya başladığı Medine yıllarında münafıkların hallerini Ali İmran suresinde çok açık bir şekilde görüyoruz. Peygamberimizin münafıklara davranışındaki metotları da yine aynı sureden kolaylıkla öğrenebiliyoruz.
Osmanlı tarihinde 4. Murat uygulamaları da belgeleriyle arşivlerde durmaktadır. Son yüzyılda Sözde İran İslam Devriminin uygulamaları ile İran halkının ne duruma geldiğini de anlamak zor değil. İranlı bir arkadaştan ‘’ateizm üretme merkezi olduk’’ diye bir tabiri duymuştum. Nevruz tatilinde üç hafta Antalya’da İranlıları gözlemlemek söylediklerimizi anlamak için yeterli olacaktır.
Afganistan’da yaşananlar son 50 yılın en büyük ibretini bize sunmaktadır. Dini söylem ve şekillerle kurulan- kurdurulan bir yapının halkı nasıl perişan ettiğini anlamayan kalmadı. Dünya da faturayı İslam’a kesti. Zaten bahane arıyorlardı. Bu kafalar o bahaneyi de altın tepside ikram ettiler kapıda bekleyenlere.
Arap yarım adasındaki gelişmeleri hala hayretler içerisinde seyretmekteyiz.
Yani demem o ki tehditle, cebirle, büyük ve afili isimler kullanarak ne iyiler ve iyilik çoğalır ne kötüler ve kötülük azalır ne de helal yaşam haram yaşama galip gelebilir.
Gönül kazanmadan, tatlı dilli olmadan, örnek olmadan, Allah’ın işine karışmadan, haddini bilmeden, iyiler ve iyilik çoğalmaz. Toplum da haram hayatlardan kurtulamaz.
Peygamberlerin uzun yıllara varan tebliğ mücadelesini ve usullerini öğrenip bu zamana uyarlayarak yapılan çalışmalar her zaman sonuç verecektir.
Yunus gönüllü olanlara selam olsun değerli okurlarım.