İnsanoğlu dünya yolculuğunda rızkını temin etmek için bir iş yapmak zorundadır genel manada. Ve insanoğlu da mirasyediler hariç bir işle meşgul olurlar.
O iş eğer yapmak zorunda olduğu yani çaresizlikten ya da yanlış seçimlerden dolayı yapmak zorunda kalmışsa durum biraz farklı tabi. Bu durum zaten yazımızın konusu içerisinde bir analiz başlığı. Yani bu durum zaten istenmeyen bir sonuçtur.
Bu yazıda istenmeyen sonuçlardan yani işlerimizi iyi yapamadığımız pozisyonlardan bahsedeceğim.
Başlayalım.
Rızık elde edilen her iş dalına meslek adı altında ayrıcalıklı bir kimlik verilmiş yine insanoğlu tarafından. Doktorluk, mimarlık, su tesisatçılığı, demircilik, çiftçilik, hayvancılık, tüccarlık, yöneticilik, büro işçiliği gibi. Sayısını artık tam olarak kimse tahmin edemez.
Bu işler bir kısmı için hem okul hem de çıraklık yoluyla yapılabiliyor. Eskilerin deyimiyle alaylı ya da okullu.
Bir kısmına ise kesinlikle okul eğitimi şarttır. Önce hoca, kitap, sınıf, soru-cevap, ödevler, sınavlar ve benzeri yolları başarıyla geçenlerin hak ettikleri işlerdir.
Aslında sistem belli. Kim hayatta neyi yapmak istiyorsa takip edeceği yollar da belli.
Bu sistem tam da rabbimizin murat ettiği ve bizlere de emrettiği tek yoldur. Ayetinde şöyle buyurur;
“Allah size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor. Doğrusu Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor! Şüphesiz ki Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.” (Nisâ, 58)
Bu ayete binaen Peygamberimizin şu sözü de dikkate değerdir; Emânet ehline verilmediği zaman, işte o zaman kıyâmeti bekle!” (Buhârî, İlim, 2; Ahmed, II, 361)
Yani emir ve kural kesin, ihlalinde felaketler kaçınılmaz.
Hal böyleyken insanoğlu neden düzeni bozmaya tevessül eder sorusunu sormak gerekir.
Aslında cevabı herkes bilir. Sadece hatırlayıp sesli cevaplamak konusunda o kadar da dürüst olamaz.
Başta hırs, servet, makam, güç, beğenilme duygusu, gurur, kibir, kendini haklı görme vesvesesi, helal- haram duygusunun zayıflığı gibi sebeplerden dolayı insanoğlu hak etmediği işleri elde etmeye çalışır.
Bunun için kopya çeker, hile yapar, fitne çıkarır, yüzsüzlük yapar, adam kayırmacılık sisteminin içine girer, rüşvet çarkını döndürür, iftira atar. Yani aklına ne geliyorsa iyi, kötü, helal, haram, ahlaki ya da ahlaksızlık demeden yapar. Çünkü onun artık utanma duygusu işlem yapamaz. Ya yok edilmiştir ya da tamamen sindirilmiştir.
Peygamberimizin dediği gibi; ’Utanmıyorsan dilediğini yap.’’ (Buhârî, Edeb, 78)
Artık işkal ettiği işin eğitimini ve de çıraklığını yapmadığı için işin gereğini de en güzel ve verimli bir şekilde yapamayacaktır. Orada başka zulüm çanları da çalmaya başlayacaktır.
Servet iyi ve hayırlı zenginde güzeldir.
Güç, adil, merhametli, şefkatli, hakkaniyetli ve ahlaklı kimsede güzeldir.
İlim, ahlaklı ve irfanlı kimsede güzeldir.
Velhasıl dünyalık olanlar hak edenlerde olursa dünya cennete döner. Aynı dünyalıklar hak etmeyenlerde olursa cehennemi beklemeye gerek yoktur azap için. Zaten azap başlar çok geçmeden.
Anne babalar ilk iş sizlerde. Çocuklarınıza ilk öğreteceğiniz şeyler ahlak ilkeleri olmalı. Hakkaniyet olmalı. Doğruluk ve dürüstlük olmalı. Adil ve hakkaniyetli olma öğretilmeli.
Çocuklarını yarıştıran ebeveynler geleceğin problemli nesillerini büyütüyorlar demektir. Lütfen bu aymazlığın ve cahilliğin talibi olmayalım.
Bütün bunları anlamak için etrafımıza bakmamız yeterli olacaktır.
Allah bu konuda mücadele edenlere yardım etsin.