Bu yazımda uzun zamandır aklımda olan fakat bir türlü kaleme almadığım bir konudan bahsetmek istiyorum. Alt metin olarak birçok yazımda yer verdiğim, Türkiye’de değişmesi gereken bazı konulardan.
Bunların en başında Türkiye’nin sırtına kene gibi yapışmış eforsuz memuriyet yapanlar yer alıyor. İşini usulünce yapıp hak ettiğini kazananlar için söz meclisten dışarı.
Türkiye geçmişi ve güncel konumu nedeniyle çeşitli konularda katı kurallara tabi tutulması gereken bir ülke. Geçirilen darbeler, değişen yönetimler ve toplumsal yapısı itibariyle katı ve caydırıcı cezalara ihtiyaç duyuyor.
İlk olarak geçmişte devlete kendini bağlamış birçok insandan bahsedelim. Eğitim seviyesinin az olduğu, ülke gelişiminin tam anlamıyla başlamadığı dönemlerde memuriyete yerleşmiş olanlar. Eski toprak birçok insanın da kabul ettiği bir kolaylık hatta şimdilerde bile hicvedilen bir durum. Torpiller, kayırmalar, alfabe bilenin devlete bağlandığı yıllar..
Bugüne kadar devlet tarafından kamuya hizmet etmesi için kurulan çoğu kuruluş hakkında birçok kötü eleştiri ve şikayet duydum. Bu şikayetlerle gerek sosyal medyada gerek günlük hayatımızda örnekleriyle karşılaşmak mevcut. Güncel dönemde bunun başını çeken kuruluş ise bana göre PTT’dir.
Neden mi?
Geçmişte çalıştığım tekstil firmasında sık sık ürün kargolardım. Özel sektörde olan kargo şirketlerinde yaşamadığım birçok sorunu haftada 10 kere yaşar ve sayısız iade alırdım. Ürünü sipariş edenleri aradığımızda karşılaştığımız cevaplar da içler acısı olurdu. Cevapların, “Evdeyim gelen yok”, “Kapım çalınmadan şubeye dönmüş”, “Çalışanlar çok ters ve özensiz”, Kargo hasarlı fakat geri alınmadı” gibi sayısız örneği var.
Tabi bu konuda sadece tek bir kuruluşu eleştirmek yakışık almaz. Birçok kamu dairesinde benzer durumlar var. Kara düzen iş yürütülen, güler yüz ve anlayıştan uzak, iş yapmaktan kaçılan bir noktaya geldik. Bu durumda ya özelleşmeye gidilmeli, ya da sıkı bir denetim mekanizması kurulmalı diye düşünüyorum. İpin bir ucu kaçtıysa diğerine sımsıkı sarılmak gerekir. Halkın vergileriyle halka hizmeti esirgeyenler özelinde konuştuğumu unutmamanızı isterim.
Bir diğer konumuzda da Polis teşkilatına verilen sınırlı yetkilerden bahsetmek istiyorum. Tabi konu sadece yetkilerin sınırlı olması değil ayrıca polislerin de salınmış tavırlarıdır. Salınmışa örnek olarak zaten ülkenin gündeminde olan kilo problemi gösterilebilir. Birçoğu spordan ve profesyonellikten uzak bir hayat sürüyor. Ayrıca elinde bulunan yetkileri sıradan vatandaşlar üstünde kullandıkları anlara da sık sık şahitlik ediyoruz. Zaten zengin veya eli kolu uzun olanlara bir şey yapmadıklarını da birçoğumuz biliyoruz.
Bu salınmış tavırların altında ülke ve toplumda çürüyen yapı mı yatıyor? Yoksa bana dokunmayan yılan bin yaşasın düşüncesi mi var?
Bunu kestirmek zor sonuçta onlarda robot değil. Yine de yaptıkları işin kutsal olduğunu ve fedakarlık istediğini bilerek bu yola giriyorlar.
Yetki konusuna dönecek olursak en başta Amerika örnek gösterilebilir. Suçlu veya şüpheli gördükleri şahıslara uyguladıkları senaryolar gayet tatmin edici. Ben buradan izlediğimde bile orada kurallara uymam gerektiğine ikna oluyorum. Şüpheli şahıs elini aksiyon alabileceği konuma getirse bile tereddüt etmeden etkisiz hale getiriyorlar.
Türkiye’de bu durum tam tersi. Birisi polisin yanında adam vurup üzerine yerde tekmeler, birisi polisi bıçakla kovalar, birisi itip kakarak hakaret eder..
Bunların üzerine söylenecek çok fazla söz yok. Herkes bu yazının temasını anladı diye düşünüyorum.
Kutsal olan devlet düzenini korumak için kamburlarımızdan kurtulmalıyız.
