Neşet Ertaş ne güzel söyler: “Bir ulusun türkülerini yapanlar yasalarını yapanlardan daha güçlüdür.” Bu sebeple nerede eğitime dair bir güzellik görsem türkü yakasım gelir. Ya da uzun uzun güzellemeler dizmek isterim. Çünkü genç nesillere sanatı, edebiyatı, okumayı sevdirecek her gayret medeniyetimize bir tuğla daha koymak demektir. O yüzden “Battık, bittik, tüh, vah, eğitimde dibe vurduk” gibi konserve yakınmaların ötesine geçip de çözüm üretemeyenlerden olmaktansa güzellikleri anlatıp “Bu milletin çocuklarından umut kesmeyin” diyen olmak isterim.
Efendim bu hafta “Anadolu Mektebi Yazar Okumaları” kapsamında iki okulda panellere katıldım. Anadolu Mektebi, Tarım ve Köy İşleri eski bakanı sayın Prof. Dr. Sami Güçlü önderliğinde başlatılmış bir okuma projesi. Türk kültür ve medeniyetinin gelişmesine katkı sunmuş yazarların, bir sıra dâhilinde tüm eserlerinin ve hakkında yazılmış seçkin eserlerin okunmasını, sonrasında bir değerlendirme yazısının yazılmasını, eserlerin en az yarısı okunduktan sonra bir konu dâhilinde konuşma metni hazırlanmasını, düzenlenen panel programlarında bu metnin sunulmasını ve bunların daha sonra geliştirilerek yayınlanmasını amaçlayan bir okuma faaliyeti.
Bu kapsamda değerlendirmeci olarak iki okulda bulundum. Neriman Erol Yılmaz Sosyal Bilimler Lisesi ve Dr. İlhami Tankut Anadolu Lisesi. Her iki okulda da daha kapıda huzurlu, dingin, nezaketli ve incelikli bir tavır karşılıyor sizi. Okulların tavırları olur mu demeyin, olur elbet. Sanatın inceliğiyle kuşanmış her bir okul, duvarından taşına, öğrencisinden öğretmenine o akışa kapılır. Kadrosunda kim değişirse değişsin gelen kişiler o tavra boyun eğer.
Bu okullardaki rikkatli tavır da daha giriş katta sarıyor sizi. Gençler müzik yapıyorlar. “Fikrimin ince gülü” incecik bir nağme olup sızıyor koridorlara. Sonra duvarlar boyu uzayan tablolar. Bir yerde öğrenci kendi kişisel sergisini açmış, bir yerde gençler tablolarını beğeniye sunmuş. Sonra merdiven köşelerinde sehpalar… Üzerlerinde kitaplar… Kuyucaklı Yusuf pırıl pırıl bakıyor yanındaki Uzun Hikâye’ye… Kitaba ulaşmak ne kolay. Her yerde, her adımda, iç içe, bir dost gibi yakın… Aklıma takılıyor sonra: “Bu çocuklar merdivenden geçerken hiç mi çarpmıyor bu sehpalara? Bu kitaplar öylece niye konulmuş?” İyi ki bunu değerli okul müdürü Muhammet Ali hocaya sormuyorum. Zira cevabımı alıyorum az sonra. Adım başı bir genç selam veriyor size. Nezaketle, adapla gülümseyerek… Gözleri ışıl ışıl, insana yakıştığı gibi sevgiyle karşılıyor her biri. Diyorsunuz ki kitap seven insanı da sever.
Bir Sosyal Bilimler Lisesi olmanın hakkını veren Neriman Erol Yılmazlı gençler, Sabahattin Ali külliyatı okumuşlar ve çıkarımlarını bir panelle aktarıyorlar. Onlar anlatırken okul müdürü Mehmet Ötgen dikkatimi çekiyor. Kim bilir kaç kez evlatlarıyla gurur duymuş bir baba özgüveniyle gülümseyerek izliyor öğrencilerini. Hakkı da var. Bu yaştaki gençlerin Sabahattin Ali’ye dair böylesi çıkarımlar yapabilmesinde öğretmenlerin payı büyük olmalı.
Dr. İlhami Tankut’ta ise Mustafa Kutlu konuşuluyor. Gençler, öykücü üzerinden bize gelenek ve milli değerler dersi veriyor adeta. Her programımda yüksek sesle haykırdığım “Evine dön Türkiye” cümlemin bu gençlerde ses bulması güç veriyor bana. Öyle umutla doluyorum ki iki okulda da. “Var olun gençler. Siz var oldukça büyük Türkiye güçlü adımlarla geleceğe yürüyecek. Buna bir kez daha inandım.”
Chaplin’in ilk sesli filmi, Hitleri anlattığı Büyük Diktatör’dür. Filmin son sahnesinde uçsuz bucaksız bir ovada dalgalanan başaklar, o sırada duyulmakta olan antifaşist özgürlük konuşmasını duyulmaz hale getirir. Çünkü yegâne özgürlük doğadadır. Eşyanın doğasında… İnsanın, toplumun doğasında… İnanın ona ulaşmanın en değerli yolu da sanattan, edebiyattan, kitaptan geçer. Bu vesileyle Anadolu mektebi okumalarının Antalya’da tekrar başlamasını sağlayan İl Milli Eğitim Müdürü Sayın Salih Kaygusuz’a da ayrıca teşekkür etmek isterim: Evimizin yıkıntılarını onaracak ve o görkemli medeniyetimizi diriltecek en büyük tuğlanın okumak olduğu fikrinden hareket ettiği için.
Sevgili Dostlar,
“Hoca hanım ne yaparsınız, koridorda tepişen çocuklara bir şeyler anlatmaya çalışıyoruz işte.” diyen okul müdürlerinin karşısına tabloların altında derin bir ahenkle bağlama çalan o delikanlıyı koymak isterdim. Fonda da Neşet Baba olsun:
“Özü gülmeyenin yüzü güler mi?”