Bu hafta bir proje tanıtımına katıldım: ODAK (Olumlu Dijital Alışkanlık Kazandırma Projesi). Antalya Valiliği, Yeşilay Antalya Şubesi, İl Gençlik ve Spor Müdürlüğü ve İl Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından hayata geçirilmeye başlanmış bir çalışma. Hedef, Antalya’daki 50 lisede gençlerle buluşmak. Onlara “dijital alışkanlıktan vazgeçin” diye uzun uzun konferanslar vermek yerine ekranı nasıl daha verimli ve ne kadar kullanmalıyız bilincini aşılama. Bunu yaparken de dijitalin alternatifi aktiviteler sunma. Yani gençlere, bir çeşit “lütfen kendi hikâyenizi yazın” deme biçimi. Çünkü bizi insan yapan yaşamımız boyu oluşturduğumuz hikâyelerimizdir. Bir film vardı: Blade Runner. İnsanlar kendilerine hizmet için otuzlu yaşlarda robotlar üretirler. Sonra bir gün bu robotlar isyan eder: “Asıl insan olan biziz. Onlar robot ve bizi kullanıyorlar” diye. Ardından isyan bastırılır. Asi robotlar imha edilir. Lakin hepsinin elbiselerinden aileleriyle çekilmiş bebeklik fotoğrafları çıkar. Oysa 30 yaşına göre üretilen bu robotların böyle fotoğraflarının olması mümkün değildir. Anlaşılır ki bu fotoğrafları kendileri uydurup hazırlamış ve ceplerine koymuştur. Çünkü insan olduklarının tek kanıtı hatıralardır. Yani anılarımız, öykülerimiz, yaşanmışlıklarımız olmazsa robottan farkımız kalmaz.
Program sırasında Yeşilay Antalya Şube Başkanı Osman Zeki Özcan’ın cümleleri dikkatimi çekiyor: “Hayal gücüne sahip çıkmanın yolu zihin gücüne sahip çıkmaktır. Ekrana bağlı kalmayın hayata bağlı kalın.” diyor sayın başkan. Umutla izliyorum projenin ayrıntılarını. Gençlere nasihat vermenin ötesine geçecek, anılar biriktirmelerini teşvik edecek, onların hayallerinin elinden tutacak bir bakış ve çalışma olacağına inanarak çıktılarını merakla bekliyorum.
Sevgili Dostlar,
Dijital içerikler yalnızca oyunlar, videolar, hızlı tüketilebilen, beyin uyuşturan içerikler değildir. Kitap yazma ve okuma platformları daha sonra basılı hale de getirildiği için en az onlar kadar tehlikeli. Toplumları kitaplar kurar ve yine kitaplar yıkar. Bu sebeple yanlış kitap okuma bağımlılığı temasının da ODAK projesinin içeriğinde var olmasını umut ediyorum.
Bir örnek vereyim. Yaklaşık iki yıldır konferanslar vererek, radyo programları üzerinden, sosyal medya hesabımdan videolar paylaşarak, bireysel görüşmelerle kurumlara anlatmaya çalıştığım bir dijital uygulama vardı. Kullanıcı odaklı içerikle işleyen ve gelişen bir çevrimiçi hikâye anlatımı platformu. Bu uygulamaya sınırlama ya da erişim engeli getirilmesi gerektiğini ısrarla savundum. 2006 yılında Kanada’da ortaya çıkan elektronik ortamda herkesin kitap yazabilmesini sağlayan bu uygulama, bizde 2012’de kullanılmaya başlandı. Yaş aralığı 11 ile 25. O günden bu güne bizde 10 milyona yakın kitap okunmuş. Üyelerin %75’i ise kadın. İçeriğinde eşcinsellik, madde bağımlılığı, dini değerleri sorgulama, argo, şiddet her türlü sakıncalı husus var.
Bu kitapları yazanlar gencecik çocuklar. Fantezilerini yazıyorlar ve okundukça, fuarlarda önlerinde kuyruk oldukça daha da rahat yazmaya devam ediyorlar. Daha kötüsü her kitap bir milyon okunmayı geçtiğinde bazı yayınevleri tarafından basılıyor. Böylece gençler basılı kitapları okumaya devam ediyor. Anne baba da içeriğine bakmadığı, hatta sormadığı için “evladım kalın kalın kitaplar okuyor, ne güzel” diye seviniyor.
Özellikle ergenlik dönemindeki gençlerin merak duygusu üzerinden hareket eden ve bağımlılık yapan bu uygulama nihayetinde engellendi. Lakin bu ilk değil son da olmayacak. Bir yandan erişim engeli getirirken bir yandan da gençlere hayatı ve hayalleri hatırlatacak çalışmalar yapmamız, aileleri bilinçlendirmemiz önemli. O dönem sosyal medya hesabıma pek çok eleştiri mesajı gelmişti. Hala zaman zaman tepki alıyorum: “Siz akademisyen değil misiniz? Nasıl bir yasağı savunursunuz?” “Sizler özgürlükçü olmazsanız halka nasıl anlatacağız özgürlük kavramını?” “Yasakçı olmanızı şaşırarak karşıladım.”
Siz nasıl tanımlarsınız bilmem ama bence sınırsız özgürlük yoktur, olmamalıdır. Özgürlük dediğiniz şey beyni uyuşmuş, hedonist bir gençlik var edecekse ben orada yokum. Değerlerimiz olmazsa medeniyetimiz çöker. Kan ve ruh vererek sahip olduğumuz bu medeniyeti üç kuruşluk akımların tuzağında heba edecek değiliz.
Gençler toplumun nüvesidir. Onların ruhunda yaşayan her değer medeniyete bir cümle olarak düşer. Geleceğe iz olur yol olur. Bir toplumun gençliği, o toplumun gemisi gibidir. Pusulasız, istikametsiz, hedefsiz, gayesiz bir genç nesil toplumu da belirsizliğe taşır. Medeniyet değerlerinden, kavramlarından, medeniyet hafızasından yoksun olan gençlik papağanlaşır. Kendine söyleneni tekrar eder durur.
Benim gözümün nuru, gönlümün süruru sevgili gençler, lütfen ekran başında değil hayatın tam ortasında kendi hikâyelerinizi yazın. Unutmayın sizin öykünüz geleceğin Türkiye’sinin kitabı olacaktır.
Blade Runner’ın sonunda Gaff şöyle diyecektir: “Onun yaşamayacak olması çok kötü! Zaten, kim yaşıyor ki?”
Biz yaşayalım ve yaşatalım sevgili gençler…