Bazen insan bir şehrin içinden geçer gider. Lakin bazen de şehir insanın taa içinden geçer ama gitmez. İşte Bozyazı onlardan biri. Burası Mersin’in ilçesi olan küçük bir yer hepimiz için. Ama bir tanıyın Bozyazı’nın kocaman gönüllü güzel insanını, o zaman anlarsınız, burası atalar toprağı bir öz diyar.
Birkaç hafta önce telefonum çalıyor. Arayan İHH Bozyazı İlçe Temsilcisi Sayın Celal Gülcan. Önce bana nasıl ulaştığını anlatıyor. Sonra diyor ki: “Hocam gençlerimiz değişiyor, ahlâken bir çöküş içindeyiz. Aileler de ne yapacağını bilmiyor. Biz kendimizden kopmuş durumdayız. Bizleri aydınlatacak hocalara ihtiyacımız var. Sizi şehrimizde misafir etsek halkımızla, gençlerimizle buluşur, onlara medeniyetimizi ve bizi anlatır mısınız?” Soruyorum şaşkınlıkla: “Celal Bey sen ne iş yaparsın?” “Acilde çalışıyorum hocam.” Şaşkınlığım bir kez daha artıyor. “Sen bu meseleyi dert edinmişsin ya Celal Bey, gelip konferans veremezsem bana yazıklar olsun. Geç kaldığım için ben özür dilerim.” Hemen bir planlama yapıyoruz Bozyazı buluşması için.
Bugüne kadar belki yüzlerce konferans verdim sevgili dostlar. Lakin böylesi inanın zor bulunur. Neden mi? Resmi kurumlar bir program düzenler ve sizi davet eder. Bu son derece olağan ve kolay. Lakin ben, halkın kendi başına bir konferans istediğini ve imece usulü bir program hazırladığını hiç görmedim.
Biri zabıta, biri imam, biri çiftçi, biri ilçenin eski milli eğitim müdürü, biri öğretmen, biri ev hanımı, esnaf, vaiz, öğrenci… Hepsi bir araya gelmişler. Karşılamadan tutun da davetiyeler, bunların dağıtımı, halka çay ve kek ikramı, salonda ücretsiz kitap hediye edilmesi, yemek, konaklama, sunucu, fotoğraf çekimi aklınıza her ne gelirse hiçbir detay atlanmadan görev dağılımıyla yapılmış. Üstelik tamamen gönüllülük esasıyla… Biliyorum, iki güzel şey için bunca gayret: Ülke ve bayrak sevdası. Ne olur ki bir konferanstan demeyin lütfen. Buradaki asıl mesele, bir halkın kendi başına ülkeyi ve geleceğin Türkiye’sini emanet edecekleri gençleri dert edinmesi ve bir şeyler yapma gayreti.
Gün boyu ilçenin iki ayrı okulunda gençlerle buluşuyoruz. Öğleyin bir restorana yolumuzu çeviriyoruz. Etle ilişkisi mesafeli biri olarak bugüne kadar yediğim en iyi kebapla tanışıyorum. Osman Bey karşılıyor bizi. Celal Bey masada sessizce anlatıyor: “Osman Abimiz, Anteplidir hocam. Yıllardır burada. ‘Bu şehre hizmet çorbasında benim de tuzum bulunsun. Misafirim olun lütfen’ dedi.” Kebap bir kez daha lezzetleniyor o an. Gönülle pişirilmiş çünkü. Sonra Osman Beyle bir fotoğraf çektiriyoruz ocağın önünde. Gülümsüyorum, bu fotoğraf tıpkı sanatçıların dükkânlardaki resimleri gibi bir duvarı süsler belki diyorum içimden. O, bu fotoğrafı duvarına asar mı bilmem lakin ben ondaki yurt sevgisini gönlümün başköşesine astım çoktan.
Akşam oluyor Bozyazı’da. Müftülüğün konferans salonu dopdolu. Siyasi parti ve resmi kurum temsilcileri, muhtarlar, İHH’nın ve Diyanet’in gönüllüleri, esnaf, çiftçi kardeşlerim, kadınlar, gençler, çocuklar, yakın ilçe Anamur’dan gelenler… Tam bir bayram yeri… Çok duygulu çıkıyorum sahneye. Üzerimize yamanmaya çalışılan Batılılık elbisesine inat, öz medeniyetimizi, kendimizi, değerlerimizi konuşuyoruz. Öyle samimi ve güzel tepkiler veriyor ki salon, “Diriliş Anadolu’dan olacak” diyorum kendi kendime. Bizim ruhumuz tam da burada çünkü. Bir ara soruyorum salondakilere: “Biz Doğulu muyuz Batılı mı?” diye. Orta yaş ve üzeri Doğulu derken; gençler Batılıyız diyor. Lakin salonun büyük bir kısmı tepkisiz. Gülümseyerek devam ediyorum: “Hayrola sevgili dostlar, tepkisiz kalanlar kararsızlar mı?” Çok samimi bir ses cevap veriyor: “Ama hocam sen Yörükleri saymadın ki. Yörük deseydin biz ona parmak kaldıracaktık.” Sevgiyle doluyor içim: “Abi sen de haklısın. Meyvenin hası erik, insanın hası yörük” diyorum. Bir yandan da Celal Bey’in ekip iyi çalışıyor, alttan veriyorlar mehteri. Salon coşuyor, tutabilene aşk olsun. Sonra meseleyi “İnsanın hası, yaratılanı Yaratan’dan ötürü güzel sevendir” diye bağlıyoruz.
Sevgili dostlar, aydınların halkla daha çok buluşması bu yüzden önemli. Biz anlattık da onlar anlamadı mı? Hayır, problem aydınlarda. Halka rağmen değil halk için aydın olunur. Eğitimli ya da meslek sahibi olan aydın değildir. Bir davası olan ve bunun için korkmadan yol yürüyendir aydın. Öz medeniyetimiz, Anadolu’da dipdiri yaşarken sahip çıkma vazifesi bizdedir.
Ertesi gün öğretmenevindeki kahvaltıyla vedalaşıyoruz. Ama son ana kadar gönül dolusu bir sevgi taşıyor Bozyazılılardan. Bir abla, sıcacık börek getiriyor kahvaltıda eksik olmasın diye. Kendini anne babasına adayan güzel gönüllü sevgili kardeşim Serkan, görme engeline rağmen konferansı dinleyen anneciği ile geliyor kahvaltı masasına. Andız pekmezinin, keçiboynuzu çayının, tropikal meyvelerin hepsi hazır edilmiş dönüşüme katık olsun diye. Bunca sevgi şahsıma değil biliyorum. Anadolu insanının kendilerinden birine, kendileri için edilen birkaç kelama gösterdiği hürmet.
Şimdi siz söyleyin sevgili okurlar, kim demiş Bozyazı yalnızca bir ilçe diye? Ben söyleyeyim: Bozyazı güçlü Türkiye’nin kalbi olan Anadolu’daki kocaman gönüllü insanların şehridir. Öz yurdumuzdur, ata toprağımızdır, ana bucağımızdır.
Selam olsun tüm Bozyazılı kardeşlerime.
