Anadolu kültürüyle yetişenler bilirler ki mezarlıkların yanından geçmenin bir adabı vardır. Arabadaysanız müziğin sesi kısılır ve bir Fâtiha okunur. Yıllardır Uncalı Mezarlığı’nın önünden evine giden biri olarak bunu yaparım. Ancak geçenlerde fark ettim ki benim bu alışkanlığım aslında Antalya’nın trafikte geldiği noktayı da gösteriyor. Yıllar evvel mezarlıktan geçerken bir Fâtiha’yı ancak okuyabiliyordum. Zamanla buna, yoğunlaşan trafikten dolayı üç İhlâs eklendi. Sonra yanına üç Âyetü'l-Kürsî. Şimdilerde ise özellikle mesai trafiğine denk geliyorsanız rahatlıkla bir Yâsîn hatmi yapıyorsunuz. Tabiî bu durum, mezarlığın sessiz sakinleri için güzel olsa da o kadar süre trafikte beklemek insan psikolojisini alt üst eden bir durum. O araç hengâmesinden çıkana kadar gerilen sinirleriniz insani ilişkilerinizi olumsuz etkiliyor. Asık suratlı, korna sesli, modern köleler olarak gidip geliyorsunuz işten eve, evden işe. Çünkü yol yalnızca bir yerden bir yere ulaştırma aracı değil aynı zamanda insana insanca yaklaşımın da bir gösterenidir. Medeni olmanın bir sonucudur trafiğin hali.
Efendim hâl-i pür-melâlimiz böyle iken geçen hafta Sayın Menderes Türel bir video paylaştı. Antalya trafiğini rahatlatacak köprülü kavşakları, Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin yapması gerekenleri de üstlenerek, karayollarının yapacağı müjdesini verdi. Arkadaşlara ertesi gün: “Menderes Türel bir video paylaşmış gördünüz mü?” diye sordum. “Hayırdır, Antalya’ya bir yatırım mı yapılacakmış? Ne paylaşmış?” dediler. Bir yanda şehrin yöneteni olarak hizmet beklenilen, o coğrafyanın insanını temsil ettiğini iddia edip onlara değer vermekte aciz kalan bir yaklaşım diğer yanda siyasetin ötesinden insana ve şehre bakan bir tavır.
Sevgili dostlar, bence insanlar vatan sevgisi yönüyle ikiye ayrılır. Ülkesini “sözde seviyorumcular” ve ülkesini “güzel sevenler.” Bu seviyorumcular, dış yardım almaksızın ülkesinin kalkınamayacağına inanırlar. Kendi imkânlarını daima yetersiz görür, milletinin geçmişine ve değerlerine karşı çıkarlar. Şekilcidirler ve sanayileşmeyi, başarılamayacak bir olgu olarak görürler. Bu yüzden montajcılıkla yetinirler. Ekonomisini, yatırımlarını Batılı ülkelerin denetimindeki kuruluşların kontrolüne terk etmeye meraklıdırlar. Milli hamleleri itibarsızlaştırma adına yalanlar üretirler. Geriliğin tek sebebi olarak dini görürler ve gelir dağılımının az çocuğa sahip olmakla dengeleneceğine inanırlar. İnsanın faydasına çalışmak yerine bir Roma geleneği olarak festivallerle onları oyalamayı tercih ederler. Nasreddin Hoca’nın kalan borcunu, ekeceği devedikenine takılacak olan koyunların yünlerini satıp ödeyeceğini söylemesi misali hayal satarlar. Hep gelecek zaman kipi kullanırlar. Lakin o gelecek bir türlü gelmez.
Peki, ya ülkesini “güzel sevenler?” Onlar için insan değerlidir. Bilirler ki Yaradan’ın var ettiği her şey özeldir, saygıyı hak eder. Bu sebeple hiçbir ayrım gözetmeksizin eşit davranırlar. Eşyanın bir ruhu olduğuna inanıp kültürü, tarihi, evi, sokağı, caddeyi, şehri, hayvanı, bitkiyi koşulsuz severler. Ülkesine inanır, tarihinden aldığı güçle geleceğe büyük adımlar atarlar. Milli ve yerli üretimi teşvik ederler. Onlar, yalnızca dönemlerini değil üç beş kuşak sonrasını da düşünerek yol yürürler. Siyasi ayrım gözetmeksizin her karış toprağa samimiyetle sahip çıkıp çalışırlar. Sadece ülkelerini değil dünyayı kavrayan bir bakışla medeniyet hülyalarını diri tutarlar. Mütevazı lakin sedası güçlü bir miras bırakırlar genç nesillere.
Bu yüzden Menderes Türel gibi siyasilerin adı geçince insanların aklına ilk olarak partisi değil hizmeti gelir. Buna tam olarak “şehir kimliği” kazanmak diyoruz. Yöneten konumunda olmasanız bile bir şehrin adı geçince akla ilk siz geliyorsanız o zaman siz o şehrin ruhunu kazanmışsınız demektir. Ve artık siz bir başkandan öte o şehrin temsili konumundasınızdır. Bu da ancak sevdalanmakla mümkündür. Unutmayınız yola bin çıkıp menzile varamadan bir kalmışsanız bunun adı siyasettir. Lakin yola bir çıkıp menzile bin varmışsanız onun adı sevda olur. Bu sebeple Sayın Türel’den bahsetmek yalnızca siyasetten söz etmek anlamına gelmez. O, incelikler şehri Antalya’nın bir sevdalısı olarak hangi konumda olursa olsun hizmetleriyle anılacaktır.
Bu noktada belirtelim ki toplumsal açıdan bir iktidar art alanı olan şehirler, özelde evimizdir. Ve tarihsel bir vasıta olarak da öznenin varlığına işaret ederler. Yani bizim “şehir” diye tarif ettiğimiz aslında bir tarih ve medeniyet sahnesine karşılık gelen bir öz alandır. Bu sebeple evimizi güzelleştiren, ona sahip çıkan, onu geliştiren ve gülistan edenler “ülkesini güzel sevenlerdir.” Devletin Antalya trafiğine dair bu yaklaşımı da bir güzel sevme eylemi, biricik evimizi bize yakışır hale getirme gayretidir.
Uncalı Mezarlığı’nın sessiz sakinlerine bir Fâtiha okuyup ülkesini güzel sevenlere minnetlerimizi ifade ederek bitirelim efendim.
